Mustafa Aydınlı

Mustafa Aydınlı

Yarın

DİN VE SİYASET

30 Ocak 2019 - 22:47

          Cumhuriyet kuruluşundan bugüne, daima laiklik karşıtı din eksenli faaliyetlerin tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. 23 Aralık 1930 yılındaki Menemen Olayı ve yakın tarihimizdeki 15 Temmuz 2016 darbe girişimi bu tehditlerden sadece ikisidir.
          Laiklik; Kısa ve öz tanımı ile din ve devlet işlerinin birbirinden  ayrılmasıdır. Gerek toplumun, gerekse devletin, akla ve bilime dayalı olarak yönetilme sistemi. Geçmişte ve modern topluma kadar, devletler ve topluluklar dinsel kurallara dayalı olarak yönetiliyordu. Laiklik aklın özgürleşmesidir. Laik düzen, her din ve inançtan insanın, ayrıcalıksız, imtiyazsız özgür yaşama biçimidir. Laik düzende bir inanca, diğer inanç sistemine göre, dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanınamaz. Demokrasinin gelişimi ile laik düzen doğru bir grafik izler. Demokrasinin olmadığı toplumlarda, gelişmiş bir laik düzenden bahsetmek olanaksızdır.
           Laiklik bazı kesimlerin, ısrarlıca kötüledikleri gibi asla dinsizlik değildir. Din adına, zor, terör ve baskı kullanmanın ortadan kaldırılmasıdır. Laiklik çağlar boyu süren gelişimin ve değişimin, deneyimin sonucu olarak, çağın gereksinimi olarak doğmuştur. İçinde yaşadığımız çağın, çağdaş yaşamın gereği ve gereksinimi olarak ortaya çıkmıştır. Uygarlığın, demokrasinin, yaşadığımız çağın olmazsa olmazıdır. Kemalizmin altı temel ilkesinden biridir. 
           Laiklik; Farklı toplum kesimlerinin, akla, bilime uygun, uygarca birbirinin düşünce ve inançlarına saygı göstererek bir arada yaşama şekli. Hurafelerden arınmış, yönünü çağdaş uygarlığa dönmüş bir toplum. 
           Laiklik konusunda madalyonun iki yüzü vardır. Birincisi laiktir. Akıl bilim sanayi ve teknolojik gelişme, kul olmaktan çıkıp, birey olma. İkincisi ise din kurallarına dayalı devlet otoritesi. Birincisine batı toplumlarını örnek verirken, ikincisine ise çoğunlukla Arap ve Afrika ülkelerini verebiliriz. İlkinde Hristiyan inancına bağlı olanlar ağırlıkta iken, ikincisinde Müslümanlar ağırlıktadır. Bu ülkeler genelde demokrasiyi tadamamış, geçmiş yüzyılların inanç gelenek ve idare sistemleri hakimdir. 
             Gerek İslam, gerekse Hristiyan dünyasının tarihi, dinsel kökenli savaş, kıyım ve isyanlarla doludur. Dünya nüfusunun, yaklaşık beşte birini oluşturan Müslümanlarda, Türkiye dışında bilim ve teknolojiye katkısı olan ülke yok denecek kadar azdır. Ülkemiz için bunun sebebi, kısmi demokrasi ve laiklik dersek yanlış olmaz.
             Kemalizmin, tüm ilkelerinin ön koşulu laikliktir. Devletçilik hariç. Bu nedenle Mustafa Kemal laikliğin üzerine özellikle titrer. Laiklik karşıtı toplumlar ümmet toplumlarıdır. Halkın istekleri değil, egemen dinsel topluluğun, ümmetin görüşleri hakimdir. 
              Mustafa Kemal; “Müslümanlık, aslında en geniş anlamıyla hoşgörülü ve çağdaş bir dindir.” (Atatürk’ten BM., s. 70) Betimlemesini yaptıktan sonra; “Bizi yanlış yola yönelten, soysuz kimseler bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din niteliği altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Halbuki, Allah'a şükürler olsun hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız; artık bizim, dinin gereklerini öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına gereksinmemiz yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya yeterlidir” 1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 127)
                Tek partiden, çok partili döneme geçişte Celal Bayar, İsmet İnönü’ye gelerek;  
                “Paşam biz yeni bir parti kuracağız” der. (1946) İnönü ise menmuniyetini belirtir. 
               “Ne mutlu ki Cumhuriyetimiz çok partiyi taşıyabilecek bir olgunluğa erişmiştir” dedikten sonra. 
              “Yalnız size bir tavsiyem olacak; Sakın dini siyasete alet etmeyiniz, irticaya taviz vermeyiniz.” 
              Celal Bayar bu temel tavsiyeye;
              “Tamam paşam” dedikten sonra, çok partili süreç başlamıştır. 
              Üzülerek ifade edelim ki; İnönü’nün o tavsiyesinden 73 yıl sonra, filanca partiye oy verirseniz cennetin kapıları açılır aşamasına gelinmiştir.
              Din ve siyaset ilişkisi bu derece önemli, laiklik bu derece önemli, hatta rejimin olmazsa olmazı, mihenk taşıdır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum