Mustafa Aydınlı

Mustafa Aydınlı

Yarın

ÖĞRETMENİM GÜNÜNÜ KUTLASAM MI?

25 Kasım 2019 - 16:00

       Öğretmenler günü kutluyoruz, heyecandan yoksun ve buruk. Başarı, mutluluk, güven, huzur, gelişmişlik değerleri kutlanır. Sevinilir, heyecan duyulur. Öğretmeni bitiren, ikinci iş yapmaya mahkûm eden, sosyal ve ekonomik olarak öğretmeni yerlerde süründüren bir düzende, bir günde neyin kutlamasını yapacağız?
       Aslında öğretmenlerin iki günü vardır. Birincisi 1994 yılında UNESCO tarafından kabul edilen ve yüze yakın ülkede kutlanan 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'dür. Diğeri ise ülkemize özgüdür. 24 Kasım günü kutlanır. Atatürk'ün, özellikle eğitim çağı dışındakilere okuma yazma öğretmek amacıyla 1928 yılında açılan Millet Mektepleri'nin başöğretmenliğini kabul ettiği tarihi esas alır. Eğitim tarihimiz açısından anlamlı olmakla birlikte, bu günün Öğretmenler Günü olarak kutlanması 12 Eylül döneminin dayatması ile olmuştur.
       Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi için eğitim ve öğretimin nitelikli olması, bilimsel yöntemlerle yürütülmesi, hurafelerden arındırılması gerekir. Eğitim sorunlarını çözen uluslar; kültürel, sanatsal, bilimsel, teknolojik, sosyal, ekonomik alanlarda da kalkınmış ve ilerlemiştir. Bilimsel öğretiyi temel almayan ve buna gerekli ilgiyi göstermeyen ülkeler, başka ülkelerin oyuncağı olmak durumundadır. Kalkınmış, çağdaş bir ülke olmanın temel göstergesi eğitim ve öğretimdir.
       Aslında Türkiye öğretmenlerinin şanlı bir tarihi vardır. Şanlı tarihin ilk ivmesi Köy Enstitüleri ile başladı. Köy Enstitüleri başta Fakir Baykurt olmak üzere, pek çok seçkin eğitimciyi yetiştirdi. Şu anda eğitimde azıcık idealist ruh varsa bu, o günlerden, o hamurdan o mayadan gelir.
       Köy Enstitülü yıllar Cumhuriyet bilincine erişmiş kadroların eğitim seferberliği idi. “Milletleri kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır.” (Mustafa Kemal Atatürk).
       Dönemin öğretmen lideri ve devrimci yazarı Fakir Baykurt ne güzel söylemişti; “Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir.”
       Egemen güçlerin öğretmene karşı hıncı bitmedi, kırk bin köyü aydınlatan bu meşalenin söndürülmesi için az çaba sarf edilmedi. Öğretmen yetiştiren okulların kapısına kara kilit vuruldu. Nitelikli öğretmen yetiştirmeye son verildi. İşsiz, öğretmenlik kariyerinden yoksun kişiler hiç olmazsa öğretmenlik yap diye atandı. Öğretmenler farklı sendikalara bölünüp güçsüz düşürüldü. Aynı kaderi paylaşan öğretmenler birbirine düşürüldü.
       Sözde öğretmenlerin evi vardı. Oralar öğretmen evinden çok şehrin ileri gelenlerinin misafir ağırladığı konukevi oldu. Devasa öğretmen evlerinde, öğretmenin birlikte oturup çay içeceği, oyun oynayacağı lokaller çok görüldü, oralar ya kökten kaldırıldı ya da en iyimseri bodrum katlara izbe yerlere sürüldü. Egemenlerin biricik evlatlarını yetiştiren öğretmene uygun gördüğü yerler bu havasız köhne yerler oldu. Söze gelince “Öğretmenler bizim baş tacımız." edebiyatı hız kesmedi kuru kuruya.
       Makam ve mevki hırsıyla öğretmenlerin birbirini harcaması tetiklendi. Öğretmenler partiler arası menfaat geçişleri yapan, yanardöner milletvekillerine döndü. Dün A sendikasındaki öğretmeni, menfaat hırsıyla bugün B sendikasında görür olduk. Üzülerek belirteyim ki öğretmenden de yanardönerler türetildi.
Eğitim bir ticari metaya dönüştürüldü. Al gülüm ver gülüm örneği, okul ticarethane, öğrenci müşteri konumuna düşürüldü. Bununla da kalınmadı. Öğretmenler özel okullarda parası olanların dadılık görevini üslenen bilgi ve görgüsünden yararlanılan insan konumuna getirildi. Haftada 26 saat ders veren öğretmen bin 600 lira maaş alıyor. 1972 yılında 35 gram altın eden öğretmen maaşı bugün on 5 gram altın ediyor.
Bu seçkin mesleğin hiçbir kariyerini bırakmadılar. Saygınlığını bırakmadılar. Öğretmenim günün kutlu olsun demeye dilim varmıyor. Bağışla beni, öğretmenim tüm bunları saydıktan sonra bitişini, tükenişini mi kutlayayım öğretmenim? Görgüsüzlüğümü bağışla öğretmenim, keşke günün gün olsaydı da kutlasaydım. Gün demek, gün görmek demek, bayram demek, keşke birlikte mutluluğun güzel günlerin anılarını yad ederek gün görüp birlikte kutlasaydık.
       Bitişin tükenişin bayramı mı olur öğretmenim? Bu gün, gününü gördüğün günü (dönemi) kutlamak gibi geliyor bana. Bugünün, dönemin kutlu olsun demeye dilim varmıyor öğretmenim.

Bu yazı 457 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum